KHK Mağdurları Haber

Jandarma Genel Komutanlığı darbe davasında savcı mütalaasını açıkladı

Jandarma Genel Komutanlığı darbe davasında, savcı, esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Jandarma Genel Komutanlığı darbe davasında yargılanan 175 sanığın, 10’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmesi istendi.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’ndaki 15 Temmuz darbe girişimi faaliyetlerine ilişkin 10’u tutuklu 29 sanığın yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinin karşısındaki binada yapılan duruşmada tanık ifadeleri alındı.

Olay tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nda İdari İşler Astsubayı olduğunu söyleyen tanık Birol Budak, 14 Temmuz 2016’da normal mesaisi bittikten sonra evine gittiğini, önceden tanıdığı Şevki adlı başçavuşun 21.30 sıralarında kendisini arayıp, “Birol bu köprüyü neden kapattınız?” diye sorduğunu beyan etti.

Başçavuşa, “Komutanım bizim köprü kesme gibi bir faaliyetimiz yok” diye cevap verdiğini anlatan tanık Budak, “O tarihten kısa süre önce İstanbul’da bir takım terör olayları olmuştu ama ben de şaşırdım. Acaba gerçekten böyle bir faaliyet mi var diye merak edip televizyonu açtım. Köprünün bir tarafının akıp, bir tarafının akmaması dikkatimi çekti. Yarbay Nurettin Çakmak beni aradı. Nerede olduğumu sordu. Kimse evinden ayrılmasın, dışarı çıkmasın falan dedi. Eşim Adapazarı’nda olduğu için annemlerin Şirinevler’deki evine gitmiştim. Kendisine de lojmanda olmadığımı belirttim. Kardeşimle Şirinevler meydana gittik. Ona, karakollara, parti başkanlıklarına gidin gibi mesaj gelmişti. Biz de kardeşimle Kocasinan Polis Merkezi’ne gittik. Neredeyse bir buçuk gün orada kaldık.” İfadelerini kullandı.

Budak’ın ardından, olay tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nda er olarak görev yapan Mehmet Tatu’nun tanık ifadesi alındı. Tanık Tatu, olay günü 21.30-22.00 saatleri arasında koğuştayken, başçavuşlarının kendisiyle birlikte 15 kişiyi silahlığın önüne topladığını söyledi. Bu sırada, dışarıdan getirilmiş üzerinde makineli tüfek olan zırhlı bir shortland gördüğünü kaydeden tanık Tatu, “Bizim boğaza gideceğimiz söylendi. Beyaz renkli bir transit araç ayarlandı, 15’imiz bindik. Üzerimizde asayiş kıyafeti vardı. Ancak çıkış yapamadık. Elinde MP5 silahı ve birbirine bantlı çift şarjörü olan istihbarat albayıydı sanırım, giriş çıkış olmayacak diye emir verdi. Bizi araçtan geri indirdiler. Nöbet tutacağımız söylendi. Ben nizamiye kapısında nöbetteydim. Bu esnada içeri 2-3 sivil araç girdi. Bir asker gelip, Gürcan Sercan albayın emri olduğunu, bu araçların aranmayacağını söyledi. Bu araçlar içeri girdi. Sonrasında bir ara İl Jandarma Komutanı Gürcan Sercan ile Haydar Yalın albayı kendi aralarında konuşurken gördüm.” dedi.

Bir süre sonra Sercan’ın korumalarıyla birlikte komutanlıktan çıkış yaptığını belirten Tata, “Ben nizamiyede nöbet tutarken, yeni atanmış olan Berkay veya Berkant adlı bir üsteğmen geldi. O gün nöbeti falan da yoktu. İçeriye nano elbiseyle girdi. Bu kıyafeti doğuda görev yapan askerler giyer. Kıyafetinin sırt kısmında da efeler yazıyordu. Bize, ‘Dışarıda PKK’lar var. Niye burada bekliyorsunuz? Askerimize, komutanlarımıza, TSK’ya yardımcı olmamız lazım.’ dedi. Yan tarafımızda bir uzman çavuş vardı. Bu sözleri duyunca silahını hazırladı. Üsteğmen olumsuz tepkimizi anlayınca hemen alay binasına ilerledi. Biz görevimize devam ettik.” İfadelerini kullandı.

Tanık Özay Türkmen de olay tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nda er olduğunu ve İl Jandarma Komutan yardımcısı Mesut Cihaner’in şoförlüğünü yaptığını söyledi. Türkmen, Cihaner tatilde olduğu için vekaleten yerine bakan Birol Abbas’ın şoförlüğünü yaptığını anlatarak, “Cihaner’in şoförüyken aracımızda demirbaş 3 silah ve bunların şarjörleri vardı. 14 Temmuz’dan birkaç gün önce Birol Abbas, ‘Araçta ne tür silahlar var?’ diye sordu. Kısa dipçikli 3 adet MP5 ve 6 adet şarjör olduğunu söyledim. ‘Bunların nişan alma özelliği iyi değil. Seyyar dipçiklilier ile değiştirin, şarjörleri de 2-3 katına çıkarın.Telefonlarınız hep açık olacak.’ diye emir verdi. Sorgulama şansımız yoktu, ‘Emredersiniz komutanım’ dedim.” diye konuştu.

Olay günü, akşam koğuşta dinlenirken, habercilerden birinin haber vermesi üzerine televizyonu açtığını, uzun süre olan biteni izlediklerini belirten Türkmen, “Tatbikat olduğunu düşündük. Elbiselerimiz giyip silahlarımızı hazırladık. Bekledik, hareketlenmeler arttı. Yine de anlam veremedik. Birol Abbas’ın kaldığı lojmanı aradık, kendisine ulaşamadık. Gördüklerimden hatırladığım kadarıyla bir süre sonra Gürcan Sercan geldi, acil bir şekilde de geri çıktı. Sonra 30-40 tane sivil şahıs KOM Şube’ye girdiler. Yarım saat sonra kamuflajlı olarak çıktılar. Aralarında 1 yüzbaşı ve üsteğmen de vardı. Hızlıca dağılıp ortadan kayboldular. Ona da bir anlam veremedim.” şeklinde konuştu.

Türkmen, bir süre sonra, Gürcan Sercan’ın köprüden geri gelemediği yönünde haber aldıklarını, şoför olduğu için bir yüzbaşıyla birlikte Sercan’ı getirmekle görevlendirildiğini kaydederek, “Sercan’ı İstinye Park’tan alıp Maslak’a getirdik. Istihbarat şubeye girdi, sonrada makamına geçti. Sabaha kadar orada kaldı diye biliyorum.” dedi.

Duruşmaya yarın tanık beyanlarının alınmasıyla devam edilecek.

Kaynak

Takip Edin

Son haber ve gelişmeleri yakalamak için sosyal medya hesaplarımızı takip edin.

Çok Okunan

Çok Yorumlanan